anne sevgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne sevgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2014 Cuma

Bir Fincan Huzur

Benzersiz bir ilişkiye ışık tutan öyküler
anneler-ve-ogullari-icin-bir-fincan-huzur-colleen-sell

Ne kadar uğraşsanız değişmeyecek şeyler vardır: Oğlan çocukları yılanlardan, kertenkelelerden, kurtçuklardan, otomobillerden, bilgisayar oyunlarından, futboldan, silahlardan hoşlanırlar 
Erkek çocuk sahibi olmanın en güzel yanı, kadın hoşgörüsünü yeni bir sınavdan geçirip onu kazanmaktır! Ve sonunda, oğullar kamyonları, su tabancaları, kramponlu ayakkabıları, takım atkıları ile sevilir! Onunla geçirilen her gün, bir gün kanatlanıp kapıdan uçup gidivereceği gerçeği unutulmadan dolu dolu yaşanması gereken zamandır!
Anneler tarafında duygular, korkular, çaresizlikler, kabullenişler böyle. Ya oğullar tarafında durum nasıl? 
Sınırsız bir şefkat ve sevgi kaynağı, huzur bulunan kucak, sabır taşı, hoşgörü yumağı Bir erkek için annesi bunlar ve kuşkusuz daha fazlasıdır. Ama bu beraberlikte fazla duygusallığa yer yok. Eh, ne de olsa, o bir erkek!
Anneler ve Oğulları İçin Bir Fincan Huzur, ancak annelerin ve oğulların paylaşabileceği benzersiz ilişkiye ışık tutuyor. 50 öyküden oluşan bu derlemede, her yaradan sonra silinen gözyaşının ardındaki sevgiyi, karşılığında alınan sonsuz şefkati ve sadakati hatırlayacaksınız.

Anneler ve oğulları

Bu acıya tahammül edemeyeceğimi düşünür ve eğer bir ayrılık olacaksa, önce ben ölmeliyim derdim. İlk ben gitmeli ve anne acısını yaşamamalıyım! Sonraları, bunun basbayağı bencillik ve anneme karşı haksızlık olduğunu fark edecektim. Şüphesiz, annem böyle bir yitirişin acısına katlanamazdı. Kısa süreli ayrılıkların bile sarsıcı olduğunu ikimiz de bilirdik. Durup dururken neden böyle endişelere kapılırdım, bu kör olası duygu nereden gelip benliğime kök salmıştı?
Yıllar sonra bir gün ona, “Daha 17’sinde beni gurbete nasıl saldın” diye sordum, “yokluğuma nasıl katlandın?” “Çok ağladım” dedi, “evlere sığamadım.” Annelerin, oğullarıyla böyle sarsılmaz bağları vardır. Ölümlerde değil, ayrılıklarda bile evlere sığamayışları… Küçük bir çocukken, oğlunu askere gönderen halamın fırtınalar kopardığını, kendini yerlere atıp ağıtlar yaktığını hatırlarım. Oğlu gitti mi anne, eli böğründe kalır; yıkılır göğün direği.
Gök ekini biçmiş gibi oğullarını yitiren anneleri hatırlıyorum. Birinin sözü vicdanımda taze, kanayıp duruyor. “Her sabah kalktığımda, oğlum Eskişehir’den çıkıp gelecek diye bekliyorum.” demişti Ali İsmail’in annesi. Bunu ancak oğullarını yitirmiş anneler anlayabilir. Oyunlara doyamadan, 15’inde vurulmuş Berkin’in annesinin seçim meydanlarında zalimce yuhalatıldığı gün, içimde bir tel ebediyen kopmuştu.
Çoktular, öyle çoktular ki… Muktedirler ölü çocuk adlarından bile korktular. Güneydoğu’da, o lanetli beyaz ‘Toros’ların alıp götürdüğü çocuklar, karakollarda yok ediliyordu. Cansız bedeni kaldırımlara serilmiş bir Metin Göktepe vardı. Kederli bir anne, tükene tükene yasını tutuyordu. Sonra Cumartesileri, ellerinde solgun karanfillerle oğullarını bekleyen anneler, çalınmış yarınlarını, gasp edilmiş oğullarını aradılar. Yoktular!.. Berfo Ana, bir asrın yükünü sırtında ve fersiz gözlerinde taşımaktan yorulmuş, oğlunun kemiklerini arıyor, bir mezar taşı bekliyordu. Bir haber, bir işaret ve bir ümit kırıntısı… Adı oğul olan bir hülya!
Terörist kurşunuyla, polis kurşunuyla, kışladan atılmış havan mermisiyle daha kaç oğul toprağa düştü? Anadolu’da kaç bin eve, bir gün apansız acı bir haber gelmiş, kaç bin annenin avucuna bir asker künyesi bırakılmıştı? Anneler, kınında yatan bir bıçak gibi susuyordu.
Ne acılar eksiliyor ne de anne hıçkırıkları buralarda. Şimdi, çocuklarını 15’inde devlete vermiş anneler, ellerinde övünç madalyaları, başarı belgeleri… Hırsız ve ajan yakalamaktan sanık, polis oğullarının ardından gözyaşı döküyor. Muktedirlerde oyun çok! Dün terörist, bugün hain, öbür gün ajan icat ediyorlar saltanatlarının devamı için. Fakat anneler, anneler tükenmiyor. Anadolu şehirlerinden çıkıp geliyor ve dağ gibi yürekleri, görülmemiş cesaretleri, dupduru dilleriyle dünyaya doğruluk, asalet ve insanlık dersi veriyorlar. Muktedirler adaleti barbarca çökertirken, anneler insanlığın onurunu kaldırıp göndere çekiyorlar, tiranların uykusunu kaçıracak duruşlarıyla.
Yozgatlı Hacer anne, “Şükürler olsun” diyor, “hırsız annesi değil, polis annesiyim!” Zalimlerin değil, mazlumların tarafında olduğuna şükrediyor. Gözlerinde ışıltı, sesinde vakar: “O çamurlar bize bulaşmaz, kimileri yalan dünyanın çıkarları için susuyor, ben onları da seviyorum, kimseye kin tutmuyorum!” Aydın’ın Buharkent’inden gelmiş elleri kınalı Ayşe Korkmaz, gözaltına alınırken ağzı kapatılan oğlunun sesi oluyor: “Yüreği kocamandır onun, ağzını kapatsalar yüreğini susturamazlar.” “Başı dik geldik, dik gideceğiz” diyor, “Yusuflar hapse girsin ki, Züleyhaların gözü açılsın”. Bu derinliğe nasıl erdin elleri kınalı kadın? Bu metaneti, bu cesareti, bu yüce gönüllülüğü, müfterilere bile gülümsemeyi nereden öğrendin, bu asaleti nasıl kuşanıp geldin?
Övünçle andığımız o Anadolu irfanı bu olmalı, derin Anadolu’nun bin yıllık duru sesi. Annelerin o büyük asaleti karşısında afallıyor, sonra bu ülkeye ve insanına bir kez daha inanç tazeliyoruz. Bu tertemiz vicdanlar, bu sarsılmaz inanç var oldukça, barbarların saltanatı uzun süremez. Pek yakında perde sıyrılacak ve hakikat gün gibi ışıyacak. Bu muhteşem uyanışı, çocuklarını abdestsiz emzirmemiş, boğazından haram lokma geçirmemiş elleri kınalı bu anneler başlatacak. Ali İsmail’in, Berkin’in, Tolga Güzeltaş’ın, Hüseyin Korkmaz’ın ve başka mazlum ve mağdurların anneleri.